Bahar geldi diye sevinirken Nisan yağmurlarını unuttuğumuzu fark ettik.
Sabah sabah şemsiyemizi ters çeviren yağmura kızdık. Otobüse yetişmemize engel olmaya çalışan (!) insanlara kızdık. Otobüste 'biraz ilerleyebilir misiniz burda bincekler vaerrr" diye kulağımızın dibinde ciyaklayan genç ama en az iki adam cüssesindeki ablaya "acelen mi var?" diye çıkışamadığız için en çok kendimize kızdık.
Ben de en çok kendime kızdım. Camdan dışarı bakarken, hani arada olur ya insanı içerden bir şeyler dürter; birileri soru sorar. Ve sen o birilerini ciddiye alarak cevap verirsin. Kimsin, nesin bir önemi yoktur. En çok sorulan ve aslında en kazık olan sorudur bu: 'acelen mi var?'
Acelem var gibi, evet.
Hep bir koşturma hali... Hep bi aman geç kalmayayım, aman kızılmasın, aman söylenmesin, aman bozulmasın, aman da aman! Aman da aman kısmı o kadar basit değil ama. Bu listedeki aman'ların ne kadar çoksa acelen de o oranda artar çünkü.
Aslında benim kendi adıma, salt kendim için kurcaladığım bir acelem yok. Ama hayatın içinde peşime takılan, ceplerime doldurduğum, çekmecelere tıkıştırdığım aceleci hallerim var. İnsan bu yüzden daha hızlı yaşlanır mı? O kremleri günde dört kere mi kullanmalıyım?
Aslında bir acelem var! Hatta biraz daha düşünürsem eminim ilk beşi oluştururum.
Sıkılmaya başlayana kadar, hatta uzun bir süre Kaş'ta yaşamak için bir acelem var mesela.
Ben bunları saymaya başlamadan asıl konuya geçelim :)
Piknik sezonunu kırmızı kurdele ile açıyoruz :)
Bütün o soruları, otobüste size çemkiren kadını, ters dönen şemsiyeyi Nisan yağmurlarına teslim edip, piknik sepetimizi dolduruyoruz.
Üstteki resimdeki gibi romantik bir ortam bulmak zor elbet. Çünkü bizim piknik denildiğinde ilk aklımıza gelen şey mangal oluyor. Çizgili pijama, arabanın bagajını açıp arabesk yayını yapmak ve çeşmeden bidon bidon su taşımak takip ediyor bunu :)
Sanırım benim aklımdaki piknik resmi daha sakin, daha üstteki gibi...
Birer sandviç, belki bir bardak şarap ve illa ki manzaralı.
Yıldız Parkı aklımda! En kısa zamanda umarım fotoğraflarını da burada paylaşırım.
LütfenCevapVerin: Bu arada o kadar araştırmama rağmen filmlerde gördüğümüz kırmızı pötikare konseptli sepetlerden bulamadım. Kırmızı kareli masa örtülerinden de... Gerçi bir iş için Gami'yle pötikareli kurdele ararken de bulamazsınız demişlerdi. Bilen varsa lütfen söylesin :) Gidip kumaş alıp yaptıracak ruh halinde de değilim. Malum bahar sarhoşluğu...





5 yorum:
Yaa,aynen ben de istiyorum..Takip ediyim bakıyım,belki söyleyen biri olur?
Bu kadar çok bilinen bir tarz nasıl bu kadar yok olur ben de onu anlamıyorum Pınar :) umarım çıkar birileri.
O zaman Cath Kidston piknik ürünlerine bakın derim..
Benim ev puantiyeden geçilmiyor artık :)
http://www.cathkidston.co.uk/searchadv.aspx?SearchTerm=picnic
Başaaak annem sana da kumaş alsın sepetlerine dikebilir ben yaptırttım çok minnoş oldu..
evet cicim hatırlıyorum sen göstermiştin :) ama ismi aklıma gelmediği için yazmadım. iyi oldu valla saol :D toplu sipariş vermek lazım, çok güzel şeyler var gerçekten.
ama gönül ün tasarımlarına da bayıla bayıla okey derim :)))
Post a Comment